Yazar: Aziz Nesin
Tür: Roman
Sayfa Sayısı: 277
Bazı kitaplar vardır ki onların ait olduğu zaman yoktur. Yani dün, bugün ve yarın okundukları zamana ait olurlar. Onlar anlattığı hikaye bakımından hep tanıdık gelir sizlere. İşte Zübük böyle bir kitap. 1961 Yılında ilk defa yayınlanmasına rağmen bugüne aittir. Tıpkı yarına da ait olacağı gibi.
Eser, Zübükzade İbrahim Bey adlı üçkağıtçı, düzenbaz, arlanmaz bir politikacının nasıl da palazlandığını anlatıyor bizlere. Peki kimin ağzından? Onunla aynı kasabada yaşayan halkın ağzından. Her birisi çok çekmiştir zübükten. Hepsi zübüğün bin türlü oyununa gelmiş ve bir şekilde onun tarafından dolandırılmıştır. İyi de bu zübük uğursuzu buna rağmen nasıl olup da taa Ankara'ya mebus olabilmiştir? Yine hep ondan şikayet eden halkın desteği sayesinde tabii ki. Zübük "çalıyordur ama çalışıyordur." nitekim. Hem muhaliflere aman vermemek lazımdır. Onlar teröristtir, cami düşmanıdır, halk düşmanıdır, dinsizdir, çok akılsızdır. İşin aslı da zübük çok akıllıdır. Halkını iyi tanır. Onları nasıl kandıracağını, akıllarını nasıl çeleceğini çok iyi bilir. Onların ağzından girer burnundan çıkar. Öyle ki bir yunus balığına dahi şehitlik verdirir de yunus adına türbe yaptırır. Halk bilir kandırıldığını da ne yapmalı bu düzen böyle gelir böyle gider.
"Zübük bir tane değil, biz hepimiz birer zübüğüz. Bizim hepimizin içinde zübüklük olmasa, bizler de birer zübük olmasak, aramızdan böyle zübükler büyüyemezdi. Hepimizde birer parça olan zübüklük birleşip işte başımıza böyle zübükler çıkıyor. Oysa zübüklük bizde, bizim içimizde. Onları biz, kendi zübüklüğümüzden yaratıyoruz. Sonra, kendi zübüklüklerimizin bir tek Zübük’te birleştiğini görünce ona kızıyoruz..Ama gerçekten zübüklerden, kendi zübüklüğümüzden kurtulabilecek miyiz?"
Kendi zübüklüğümüzden kurtulabilecek miyiz? Bakalım olanlara, yaşanılanlara. Zübükler her yanımızı kaplamış durumda. Onları var eden de bizleriz işte. Bir kişiye, görüşe, ideolojiye körü körüne bağlanmak, saplanıp kalmak. İşte zübüklüğümüzü besleyen kaynaklardan birisi de bu. Kendimizi vazgeçilmez sanıyoruz, kusursuz görüyoruz. Tıpkı peşinden gittiklerimiz gibi. Halbuki insanoğlu kusursuz bir makine değildir. Vazgeçilmez hiç değildir. Peki bunu bile bile hâlâ yanlışın peşinden sürüklenmek niye? Olsun bundan daha iyisi mi var demek yerine neden daha iyisi olmasın ki diye düşünmek gerekiyor galiba. Belki de zübüklüğün panzehiri budur.
Puanım: 8,5/10

Yorumlar
Yorum Gönder