Yazar: Knut Hamsun
Çevirmen: Özkan Eden
Tür: Edebiyat
Sayfa Sayısı: 222
Bu eserde ismini bilmediğimiz bir yazar, açlığın ve yoksulluğun pençesinde her gün bir arayış peşinde koşuyor. O arayış sadece yiyecek bir parça ekmeğin arayışı değil. Ortada besbelli bir açlık var. Evet en başta bir mide açlığı. Fakat bunun ötesinde varoluşsal bir açlık.
İnsan özü itibariyle yalnızdır. Zirveye yaklaştığınızda başarınızdan pay almak isteyenler sizi yanıltmasın. Kitapta bahsi geçen yazar belki de bir zamanlar peşinden koşulan ünlü birisiydi. Yer yer bunun izlerini okuyoruz zaten. Fakat bu yazarın yaşadığı düşüş hayatın bir gerçeğini ortaya koyuyor. Tok bir insanı beslemek isteyen çok olur. Ya her bakımdan aç bir insanı kim beslemek ister? Toplum bazı istisnalara rağmen zayıflığı övgüyle karşılamaz. Zayıf insanı neşeyle kucaklamaz. Ona zavallı gözüyle bakar ama asla onu kendinden saymaz. Yazarımız aç ve zayıf. Yaşadığı açlığı içinde bulunduğu toplumda gidermesi ise neredeyse imkansız. Çünkü gurur denilen toplumun pek de hoş karşılamadığı bir hastalığa sahip. Yardıma muhtaç ama yardım istemiyor. Bunu görmezden gelip yardım edenlere de iyi davranmıyor. Tabii bu gururun arka planında kendini üstün görme ve başkalarını muhtaç görme illüzyonu da var. Bu illüzyon yüzünden yazarımız bazen yese içse de aslında doymuyor. Açlığı bir süre sonra fiziksel bir açlığın ötesine geçiyor. Zihinsel bir çöküşün ortasında çırpınıp duruyor. Her insan yaşadığı veya yaşayacağı düşüşü kaldıramaz. Yazarın yaşadığı durum bu aslında.
Kitabın bana göre en etkileyici sahnesi yazarın bir kasaptan kemik alıp yemeye çalıştığı sahne. Aldığı kemiği bir köşede yemeye çalışıyor. Ama elbette midesi kaldırmıyor kusuyor. Buna rağmen devam ediyor. Açlığını gidermeye çalışıyor. Hayatına isyan ediyor kemik ağzındayken. Aslında burada kemik hayatın bizzat kendisini temsil ediyor. Her ne kadar tadı olmasa da, bazen midemizi kaldırsa da hayat yaşanıyor. Bir şekilde açlıklarımızın ötesinde hayat devam ediyor.
Puanım: 7/10

Yorumlar
Yorum Gönder