Yazar: Yu Hua
Çevirmen: Bahar Kılıç
Tür: Edebiyat
Sayfa Sayısı: 210
Sanki gözümüzün önünde veya hayatımızın ta kendisinde yeterince elem yokmuş gibi bu kitabı okudum ve bitirdim. Kederle yoğrulmuş dört bir yanımızda kulağımızı defalarca tıkadığımız bir çığlığı simgeliyor bu kitap. Devam edilen hayat ve her şeye rağmen adına yaşamak dediğimiz bu illet, insanlığın aşılamaz bir paradoksu adeta. Doğarken ölümlü olmuş bizlerin hayatı da bu kitapta anlatılan hikayeden pek farksız değil aslında. Her türlü kaybı veririz, karanlığı görürüz ama yine de yaşamaktan vazgeçmeyiz. Çünkü onlar bizi farkında olmasak da yaşama daha da bağlar. Bir gül nefes aldırır da bir diken aldırmaz mı? Aslında bakarsanız parmağınıza batacak olan bir diken size daha fazla nefes aldırır. Acı ondan kurtulalım diye nefes verir. Kurtulamazsın ama yine de nefes alırsın. Hayatın garip cilvesi işte bu.
Kitaptaki ana karakterimiz Fugui, başlarda zengin bir ailenin savurgan, kumarbaz bir oğlu. Her kumarbazın sonu aynı. Kaybedilen maddiyat ve yitip gitmeye yüz tutmuş maneviyat. Yaşanılması gereken bu. Fugui ailesinin servetini kaybederken elindekilere daha da sıkı sıkıya sarılıyor. Bir musibet bin nasihatten daha iyidir derler. Ama musibetlerin ardı arkası kesilmiyor ki. Önce babasını kaybediyor Fugui. Çekirdek ailesi ile kurmaya çalıştığı yaşam da ülkesindeki gelişmelerden fazlasıyla etkileniyor. Annesinin hasta, eşi Jiazhen'in hamile, kızı Fengxia'nin konuşabildiği dönemde bir şekilde askere alınıyor. Cephede en kötü koşulları yaşıyor. Ölümle burun buruna geliyor. Ama yaşamak denilen illet onu orada da yalnız bırakmıyor. Kızıllar kazanıp onu bıraktıklarında eve dönüşü yaşam ağacında yeni dalları çıkarıyor. Artık annesi toprak altında, oğlu Youqing eşi Jiazhen'in eteklerinin dibinde, kızı Fengxia ise sessizliğin pençesindedir.
Tüm olanlara rağmen Fugui ve ailesi bir zaman mutlu olurlar. Hızla değişen ülkelerinin tokadını her daim yeseler de yine de mutludurlar. Tabii sonsuz mutluluk olur mu? Evin annesi Jiazhen'in hasta olduğu dönemde beklenmedik kara haber zavallı Youqing'in ölümü ile yürekleri yakar. Bahtsız çocuk, valinin eşine kan verirken hayata veda eder. Peki vali kim? Fugui'nin cepheden bir arkadaşı. İşte kaderin böyle ağları vardır göremediğimiz. Kimi zaman Macbeth gösterir kimi zaman Youqing'in ölümü bu ağları. Fugui ise zavallı oğlunun cansız ve narin bedenini taşırken belki de bu ağlara basıp basıp tökezler. Biz göremeyiz ama her yerdedir onlar. Değil midir sonradan Fengxia'yi de alan o ağlar?
Erxi denilen bir adamla evlenir Fengxia. Mutlu mesut yaşarlar belli bir süre. Sonrası yine keder. Fengxia oğlu Kugen'i doğururken hayata veda eder. Ardından kısa bir süre sonra da Jiazhen toprak altına girer. Yetmez mi? Yetmez. Baba Erxi'de bir iş kazasında gözlerini yumar. Ne kadar çok ölüm. Fugui'nin hayatını kaplamış kara bulutlar. En sonunda o bulutlar Kugen'i de alır götürür. Bir fasulye tanesi boğaza takılır tıpkı okudukça benim boğazıma takılan yumru gibi. Bendeki yumru gider de o ölüm tanesi gitmez. Fugui en sonunda ölümden kurtarıp aldığı yaşlı bir öküzle baş başa kalır. Hikayesini de bir dinleyici vasıtasıyla bizlere aktarır.
Yaşamak! Her gün Fugui'nin hayatının benzerini kıyısından köşesinden yaşayan milyonlar var şu dünyanın üzerinde. Bu hikayede kahramanlar yok, mucizeler yok, saraylar yok. Sadece bizler varız. Sıradan insanlar. Şu dünyaya gelmiş ve her daim tutunacak dal arayan insanlar. Kendinize bakın, çevrenize bakın. Ne kayıplar yaşadınız, ne acılar gördünüz. Sonuç itibariyle buradayız. Yaşıyoruz. Bizi yaşatan nedir? Bir zaman gelip de kaybedeceğimiz maddi zenginliklerimiz mi? Yoksa yaşantılarımızın ta kendisi mi? Hayat mutlulukların ve üzüntülerin toplamıdır. Fugui için böyle. Belki bizim için bile böyle.
Puanım: 9/10

Yorumlar
Yorum Gönder